Müteselsil Ne Demek ve Müteselsil Borçluluk Nasıl İşler?
Müteselsil ne demek?
Müteselsil, birden fazla kişinin aynı borcun tamamından birlikte sorumlu olması demektir. Hukukta müteselsil borçluluk, alacaklının borcun tamamını sorumlu kişilerin herhangi birinden isteyebildiği bir sorumluluk biçimidir. Bu kişilerden birinin borcu ödemesi, yapılan ödeme ölçüsünde diğer borçluları da alacaklıya karşı borçtan kurtarır.
Müteselsil sorumlulukta borçluların sayısı artsa bile alacaklının toplam alacağı artmaz. Birden fazla kişinin sorumlu olması, alacaklının aynı borcu tekrar tekrar tahsil edebileceği anlamına gelmez. Buradaki temel özellik, alacağın tahsili için borçlulardan yalnızca birine başvurulabilmesidir.
Hukuki açıdan müteselsil borçluluk ile borcun paylara bölünmesi farklıdır. Paylı borçlulukta herkes yalnızca kendi payından sorumlu olabilirken müteselsil borçlulukta her borçlu, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludur. Borçluların kendi aralarındaki paylaşım ise ayrı bir hukuki ilişkidir.
Müteselsil borçluluk nasıl doğar?
Müteselsil borçluluk sözleşmeyle üstlenilebilir veya doğrudan kanundan kaynaklanabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 162. maddesi, birden fazla borçlunun her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul etmesi durumunda müteselsil borçluluğun doğacağını düzenler. Böyle bir kabul bulunmadığında ise müteselsil sorumluluğun doğması için kanuni dayanak gerekir.
Sözleşmeden doğan müteselsil borçlulukta tarafların irade açıklamaları önemlidir. Bir borç sözleşmesinde birden fazla kişinin imzasının bulunması, tek başına her durumda müteselsil sorumluluk bulunduğunu göstermez. Sözleşmenin içeriği, tarafların hangi sıfatla imza attıkları ve ilgili kanun hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.
Kanundan doğan sorumlulukta ise tarafların ayrıca müteselsil borçluluk kararlaştırmaları gerekmeyebilir. Ticari işlemler, bazı tazminat sorumlulukları ve miras hukukundaki belirli yükümlülükler buna örnek oluşturur. Türk Ticaret Kanunu ve Türk Medeni Kanunu, kendi uygulama alanlarında özel sorumluluk hükümleri içerir.
Büromuzda bu nitelikteki hukuki değerlendirmelerde öncelikle borcun kaynağını, tarafların üstlendikleri yükümlülükleri ve uygulanacak özel hükümleri birbirinden ayırırız. Çünkü müteselsil sorumluluğun varlığı, yalnızca borçlu sayısına bakılarak belirlenemez.
Alacaklı borcu hangi borçludan isteyebilir?
Türk Borçlar Kanunu’nun 163. maddesine göre alacaklı, müteselsil borcun tamamını veya bir kısmını borçlulardan birinden, birkaçından ya da hepsinden isteyebilir. Alacaklı, kural olarak önce belirli bir borçluya başvurmak veya borcu kişiler arasında paylaştırmak zorunda değildir.
Bu düzenleme, alacaklının ödeme talebini borçlulardan hangisine yönelteceğini seçebilmesini sağlar. Ancak alacaklının sahip olduğu bu hak, borçluların kanundan veya borç ilişkisinden kaynaklanan itiraz ve savunmalarını ortadan kaldırmaz.
Türk Borçlar Kanunu’nun 164. maddesi kapsamında borçlu, kendisiyle alacaklı arasındaki kişisel ilişkiden veya müteselsil borcun sebep ve konusundan doğan savunmaları ileri sürebilir. Borcun daha önce ödenmiş olması, ortak borca ilişkin geçersizlik iddiaları veya kişisel savunmalar somut hukuki ilişkiye göre incelenir.
Borcun tamamını ödeyen kişi diğer borçlulardan para isteyebilir mi?
Evet. Müteselsil borçlulardan biri kendi payından fazla ödeme yaptığında diğer borçlulara rücu hakkı doğabilir. Rücu, bir borcu ödeyen kişinin diğer sorumlulardan onların iç ilişkide üstlenmeleri gereken payı talep etmesidir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 167. maddesine göre aksi kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin niteliğinden başka bir sonuç çıkmadıkça borçluların iç ilişkideki sorumluluğu eşit paylara dayanır. Ödeme yapan borçlu, diğerlerinden yalnızca ilgili kişinin sorumluluk payı ölçüsünde talepte bulunabilir.
Diğer borçlulardan birinin kendi payını ödeyememesi halinde bu miktarın kalan borçlular arasında nasıl karşılanacağı da kanunda düzenlenmiştir. Ayrıca rücu hakkına sahip borçlu, yaptığı ödeme oranında alacaklının haklarına halef olabilir. Bu nedenle ödeme belgelerinin ve borçlular arasındaki anlaşmaların korunması önem taşır.
Müteselsil kefalet ile adi kefalet arasındaki fark
Müteselsil kefalet ve adi kefalet, bir kişinin başka bir borçlunun yükümlülüğüne güvence vermesinin farklı biçimleridir. İki kefalet türü arasındaki temel fark, alacaklının asıl borçluya başvurmadan kefili hangi şartlarda takip edebileceğidir.
Adi kefalette alacaklı kural olarak önce asıl borçluya başvurmalıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 585. maddesinde belirtilen kesin aciz belgesi alınması, borçlunun iflası veya kanunda sayılan diğer durumlarda kefile doğrudan başvurulması mümkün olabilir. Borcun rehinle güvence altına alınmış olması da başvuru sırasını etkileyebilir.
Müteselsil kefalette ise alacaklı, Türk Borçlar Kanunu’nun 586. maddesindeki şartlar gerçekleştiğinde asıl borçluyu takip etmeden kefile başvurabilir. Bunun için borçlunun ödemede gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması gerekir. Bazı taşınır ve alacak rehinlerinde ayrıca rehnin öncelikle paraya çevrilmesine ilişkin kurallar uygulanır.
Dolayısıyla müteselsil kefalet, alacaklının hiçbir koşul aranmadan kefilden ödeme isteyebileceği anlamına gelmez. Kefaletin türü, asıl borcun durumu ve mevcut teminatlar birlikte incelenmelidir.
Kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartları nelerdir?
Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi, kefalet sözleşmesinin geçerliliğini özel şekil şartlarına bağlamıştır. Bu şartlar adi kefalet ve müteselsil kefalet bakımından önem taşır.
- Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmalıdır.
- Kefilin sorumlu olacağı azami miktar ve kefalet tarihi belirtilmelidir.
- Kefil, azami sorumluluk miktarını ve kefalet tarihini kendi el yazısıyla yazmalıdır.
- Müteselsil kefalette bu sıfatla sorumluluk üstlenildiği de kefilin kendi el yazısıyla belirtilmelidir.
- Kanunun gerekli gördüğü durumlarda eşin yazılı rızası alınmalıdır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 584. maddesine göre eşin rızası, kural olarak kefalet sözleşmesinden önce veya en geç sözleşmenin kurulduğu anda verilmelidir. Ancak ticaret şirketinin ortağı veya yöneticisi tarafından şirketle ilgili verilen belirli kefaletler ile kanunda sayılan diğer durumlarda eş rızası aranmaz. Mahkemece verilmiş ayrılık kararı ve yasal ayrı yaşama hakkı da ayrıca değerlendirilir.
Şekil şartlarına uyulmaması kefaletin geçerliliğini etkileyebilir. Bu nedenle yalnızca sözleşmede kullanılan kefil veya müşterek borçlu ifadelerine değil, yükümlülüğün hukuki niteliğine ve kanuni şartlara da bakılması gerekir.
Ticari hayatta müteselsil sorumluluk örnekleri
Ticari hayatta müteselsil sorumluluk, kredi ilişkilerinde, birlikte üstlenilen ödeme yükümlülüklerinde ve bazı ortaklık ilişkilerinde ortaya çıkabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 7. maddesi, ticari nitelikteki bir iş nedeniyle birden fazla kişinin birlikte borç altına girmesi durumunda, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsil sorumluluğu esas alır.
Örneğin ticari kredi sözleşmesinde birden fazla kişinin borçlu sıfatıyla yer alması halinde sorumluluğun kapsamı, sözleşmenin hükümleri ve uygulanacak mevzuat çerçevesinde belirlenir. Krediye kefil olan kişinin durumu ise asıl borçlunun durumundan farklıdır. Ticari borçlara kefalet hakkındaki özel hükümler ile kefaletin geçerlilik şartları birlikte uygulanmalıdır.
Şirket ortaklarının sorumluluğunda da şirket türü belirleyicidir. Kollektif şirket ortaklarının sorumluluğu ile limited şirket ortaklarının şirketin özel hukuk borçları karşısındaki konumu aynı değildir. Limited şirket ortağı, sırf ortaklık sıfatı nedeniyle şirketin bütün sözleşmesel borçlarından kişisel olarak müteselsilen sorumlu tutulamaz. Bununla birlikte ayrı bir kefalet veya kişisel borç üstlenimi bulunması sonucu değiştirebilir.
Ticari sözleşmelerde sorumluluğun kapsamını belirlemek için ticaret hukuku avukatı aracılığıyla sözleşme hükümleri, teminatlar ve şirketin hukuki yapısı değerlendirilebilir.
Mirasçıların tereke borçlarından sorumluluğu
Türk Medeni Kanunu’nun 641. maddesine göre mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Bu nedenle mirasbırakanın borçları bakımından alacaklı, şartları oluştuğunda mirasçılardan birine borcun tamamı için başvurabilir. Mirasçılar arasındaki iç ilişkide ise miras payları ve ilgili hukuki düzenlemeler dikkate alınır. Mirasın usulüne uygun şekilde reddedilmesi, mirasçının borçlardan sorumluluğunu etkileyen önemli bir durumdur. Mirasın reddi ile tereke borçlarının kapsamının değerlendirilmesinde miras avukatı desteğiyle mirasçılık durumu ve kanuni şartlar incelenebilir.
Müteselsil borçlulara karşı icra takibi
Müteselsil borçlulukta alacaklı, tahsil edilebilir ve takip konusu yapılabilir bir alacak için borçlulardan birine, birkaçına veya tamamına karşı icra takibi başlatabilir. Ancak aynı alacak birden fazla kez tahsil edilemez. Borçlulardan birinin yaptığı ödeme, diğerlerinin borcunu da ödenen miktar kadar azaltır. Takibe konu alacağın dayanağı, borcun muacceliyeti, kefalet hükümleri ve borçluların ileri sürebileceği itirazlar her takip bakımından değerlendirilmelidir. Özellikle ödeme emrine itiraz, borcun daha önce ödenmiş olması ve müteselsil sorumluluğun bulunmadığı iddiası, takip sürecinin sonucunu etkileyebilir. Bu kapsamda icra avukatı aracılığıyla takip belgelerinin ve mevcut hukuki durumun incelenmesi mümkündür.
Av. Özgür Onbaşı
Avukat & Hukuk Danışmanı
İstanbul Sancaktepe ' de faaliyet gösteren hukuk ofisimiz, müvekkillerine başta hukuk davaları ve icra takipleri olmak üzere geniş kapsamlı hukuki destek sunmaktadır.
Profili Görüntüle →